7 Mart 2012 Çarşamba

DOĞAL CİLT MASKESİ






DOĞAL CİLT MASKESİ
Değerli okuyucu, doğal bir ürünün belli bir kısmını çöpe atıyor isek, onun hakkında bilgi sahibi veya ilim sahibi olmadığımızdandır. Doğa kesinlikle çöp üretmez. Örneğin, elmanın veya portakalın kabukları çöp değildir. Elma kabukları üzerine yapmış olduğum araştırmalarımın ardından hiç beklemediğim bir sonuçla karşılaştım. Elmanın cildi mükemmel bir şekilde besleyecek, tazelik ve parlaklık kazandıracak etkin maddelere sahip olduğunu gördüm. Dirençli kılıyor Kozmetikle ilgili çalışmalar pek fazla üzerinde durmadığım ve zaman ayırmadığım konulardır. Bir deri hastalığı üzerine kırmızı elma kabuklarının etkili olabileceğini araştırmaya başlamıştım. Çünkü elmanın içeriğinde bulunan bazı etkin madde gruplarının, örneğin, digalactosyl-diglycerid’in, bir deri hastalığına karşı etkili olduğunu biliyordum. Bazı meyve kabuklarında kimyasal adı farnesen olan bir etken madde vardır. Farnesen maddesinin çok iyi tanımlanmış alpha-farnesen ve beta-farnesen olmak üzere iki adet izomeri bulunur. Koklandığında, özellikle yeşil elmaya özgü kokuyu veren bu etken maddedir. Kabuğunda farnesen bulunan meyvelerin kabukları zarar gördüğünde, açığa çıkan farnesen havanın oksijeni ile temas ederek zarar gören bölgenin kararmasına (koyu kahve rengi) neden olur. Sonuçta meyve zedelendiği bölgeden çürümeye başlar. Farnesen maddesi, bulunduğu meyvenin kabuğunu (cildini) dirençli kılan bir maddedir. Araştırmalarımın sonunda kırmızı elma kabuklarının içeriğindeki etkin madde gruplarının tek başına etkili olamayacağını gördüm. Etkili olabilmesi için beraberinde farklı bir promotorla (işlev artırıcı) kullanılması gerekiyordu. Canlandırıcı etki Bu yolda araştırmaya devam ederken sırada kayısı vardı. Kırmızı elma kabukları ile kalın soyulmuş kayısı karışımının cilde tazelik, canlılık kazandıran mükemmel bir maske oluşturduğunu fark ettim. Ne var ki, kırmızı elma kabuklarıyla beraber kayısı uygulaması araştırdığım deri hastalığına çözüm getirmemişti ama yan sonuç olarak cilt tazeliği, cilt canlılığı ve cildin güzel görünümü için uygulanabilecek başarılı bir yüz maskesi ortaya çıkmıştı. Bugün, hem kadınların hem de erkeklerin kolayca uygulayabilecekleri elma-kayısı cilt maskesini “Günün Küründe” açıklıyorum. Tüm okuyucularımın Kurban Bayramı’nı kutlar, sağlıklarının daim olmasını dilerim.
Elma ve kayısı birlikteliğiNe elmanın ne de portakalın kabukları çöpe atılmayı hak ediyor. Portakalın kabuklarından reçel yapabilirsiniz. Hiçbir şey yapamazsanız, bu kış meyvesinin kabuklarını çöpe atmadan önce, evinizdeki ocağın veya sobanızın veya da sıcak kalorifer radyatörünün üzerine koyarsanız, tüm evinizi kaplayan hoş kokuyu hissedebilirsiniz. Yıllar önce elma üzerinde araştırmalarıma başlamıştım. Elma kabuklarındaki cilde parlaklık ve tazelik kazandıracak etkin maddelerinden nasıl faydalanabilirdik? Elma kabuklarını bu amaçla tek başına kullanmak yeterli değildi. İçerdiği bu faydalı etkin maddelerin cildimize uygulandığında etkili olabilmeleri için, ikinci bir promotora ihtiyaç vardı. Yaptığım çalışma sonucunda, en uygun promotorun kayısı olduğunu buldum.
GÜNÜN KÜRÜ
Kırmızı elma ve kayısıyla yüz maskesi.
Bu maske için kullanacağınız malzemeler: 1 adet sert, ekşi olmayan orta boy kırmızı elma ve 4 adet sert kayısıdır. Bir adet orta boy kırmızı elmanın kabuğu ince olarak soyulur. Maske için kullanılacak olan kırmızı elmanın ince soyulmuş kabuklarıdır. 4 adet sert kayısı (yumuşak olmayan) her biri yaklaşık 1.5 cm kalınlığında soyun (kabukları ile beraber). Kayısının çekirdeğinin etrafında bulunan yumuşak plazenta kısmı kullanılmamalıdır. İnce olarak soyulmuş kırmızı elma kabuğu ile kalın etli (1.5 cm) soyulmuş 4 adet kayısı beraber küçük bir kapta ve çok az su ilave ederek hafif ateşte 5 dakika lapa haline getirin. Lapa haline getirirken çatal yardımıyla da iyice ezin. 5 dakikalık lapa yapma süresinde karışıma az az su ilave ederek kıvamı koruyun, çatal veya kaşık yardımıyla iyice ezerek homojen hale getirin. 5 dakika tamamlanınca ılımasını bekleyin. Ilıyınca iki parmak yardımıyla alnınıza, burun ve yüzünüze çok hafif bir şekilde fazla bastırmadan yedirerek sürün. En az 20 en fazla 30 dakika bekletin. Daha sonra sadece suyla yıkayın ve havlu ile kurulayın. Bu işlem haftada bir kez uygulanır. Ayda üç defadan fazla uygulamayın.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

ELMANIN KABUĞU KANSER DÜŞMANI ÇIKTI.



ELMANIN KABUĞU KANSER DÜŞMANI ÇIKTI.

Elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini veya öldürdüğünü tespit edildi.Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, “ABD Cornell Üniversitesi araştırmacıları, elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini veya öldürdüğünü tespit etti” dedi. Gökbel, ülkemizin her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesi gerektiğini ifade etti. Gökbel, “Türkiye’de her yıl 150 bin kişi kansere yakalanıyor. Korunmak için, sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir” şeklinde konuştu.

PORTAKAL


PORTAKAL

Akdeniz bölgesinin sessiz çığlıkları
Değerli okuyucu, bugün sizlere kış mevsiminin en önde gelen meyvesi portakaldan bahsetmek istiyorum. Akdeniz bölgesinin bu ünlü meyvesinin otuza yakın cinsi vardır. Suyunu hafif çekmiş, kalın kabuklu, yumurta şeklinde, iri, yafa portakalıdır. Ne acıdır ki, son birkaç yıldan beri pazarlarda yafa portakalını bulmak mümkün değil. Belki, sizin de dikkatinizi çekmiştir, özellikle son iki kış mevsiminde cinslerini ve tadını yadırgadığınız portakal cinslerini görmektesiniz... Belki de kendini kendinize sormuşsunuzdur, bunlar da nereden çıktı, nerede o eski portakallar diye... Akdeniz bölgesinde son 20-25 yıl içerisinde binlerce dönüm narenciye bahçesi yok oldu. Mersin, Antalya illerinde yüzlerce dönüm narenciye bahçelerinin üzerinde mahalleler kuruldu. Akdeniz sahil şeridinde binlerce dönüm narenciye bahçesi yok edilerek yerine yazlık konutlar ve tatil köyleri kuruldu.Çocukluk ve gençlik yıllarımdan hatırlıyorum, milletin efendileri sırtlarında çuvallarda toprak taşıyarak yarı kayalık arazilerde üç-beş dönümlük narenciye bahçeleri kurmuşlardı. Omuzlarında su taşıyarak bu küçük bahçeleri yetiştirdiler. O bahçeler çoktan yok oldu. Susuz kalan bitkinin çığlığı Sahil şeridinde halen susuzluğa terk edilmiş yüzlerce dönüm narenciye bahçesi var. Nasıl olsa arazi kıymetli, gerisi önemli değil. Susuz kalan bir bitkinin çığlığını ve inlemesini, asistan olarak çalıştığım yıllarda, Graz Teknik Üniversitesi, Mikrobiyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde, kurduğumuz düzenekle öğrencilere gösterirdik. Öğrencilerden gelen tepki üzerine deneyi kaldırdık. Artık, Güney sahillerine gitmiyorum. Halen yüzlerce dönüm ekili narenciye bahçesi ölüme terk edilmiş. Yazın sıcağında nasıl kavrulduklarını, kuruduklarını görmemek, yüreğimde onların çığlıklarını yaşamamak adına güneye gitmiyorum. Gitmesem de o çığlıkları hissediyorum. Şimdilerde biraz yağmur alıyorlar, acım daha az. Portakal suyu aç karnına halsizlik yaparTaze sıkılmış portakal suyu her zaman içilmemelidir. Sabahları aç karına içilen portakal suyu halsizlik yapar, gün içerisinde yorgunluğa sebep olur. Eğer, sabah aç karnına içmeyi alışkanlık haline getirirseniz, öğleye doğru başlayan hafif baş dönmeleri yaşayabilirsiniz. Akşam içildiği taktirde, büyük bir ihtimalle geceyi uykusuz geçirmenize sebep olabilir. Taze sıkılmış portakal suyu, kahvaltı arasında veya sonrasında günde bir bardak içilmelidir. Sivilce ve akne şikâyeti olanların portakal suyundan uzak durmalarını öneririm. Sivilce ve akneleri azdırır. Üst dudak ile alt dudağın birleştiği her iki kenar bölgesinde kapanmak bilmeyen ilithaplı yırtık var ise, portakal tüketiminden veya taze sıkılmış suyundan kesinlikle uzak durulması gerekir. Taze portakal yaprağıKronik kabızlık şikâyetine karşı portakal yaprağı iyi bir çözümdür. Kabızlığa karşı kullanılacak olan portakal yapraklarının mutlaka taze ve yeşil olması gerekir. Kurutulmuş portakal yaprakları amaca uygun değildir. Portakal yaprağında bulunan hidroksiprolin ve luteolin beta rutinosit etkin maddeleri sindirim sisteminin perisaltik hareketlerini uyararak, kabızlığın ortadan kalkmasında mükemmel bir destekleyicidir.
GÜNÜN KÜRÜ
Kabızlığa karşı taze portakal yaprağıYaklaşık 150 ml (bir su bardağı) suda yedi-sekiz adet taze portakal yaprağını 10-12 dakika kısık ateşte kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocaktan indiriniz ve ılımasını bekleyiniz. Ilıdıktan sonra kahvaltıdan en erken bir saat sonra içilir. Dört gün boyunca günde bir kez içilir ve kür sonlandırılır. İhtiyaca göre kür tekrar edilebilir. Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Kakaonun en iyi alternatifi harnup(keçiboynuzu)


Kakaonun en iyi alternatifi harnup(keçiboynuzu)
İngilizcesi her ne kadar “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yakup Peygamber’in Ekmeği“ anlamına gelir. Yakup Peygamber’in çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süpermarketlerde insanın hizmetine sunulurken, doğal beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Son birkaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı. Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve suni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına. Harnup, kakaonun yerine kullanılabilen en mükemmel alternatiftir. Kakaoda bulunan kafenoid’leri içermez. Örneğin, keçiboynuzunda theobromin yoktur. Kakaoda yüksek miktarda bulunan yağ, harnupta sadece yüzde 1’dir. Kakaoda bulunan birkaç tane etkin madde migreni tetikleme özelliğine sahiptir. Unutmayınız ki, çikolatanın temel maddesi kakaodur.Eğer kakaoya karşı alerjiniz var ise, keçiboynuzunu rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Kakao vücudumuzda alerjiye neden olan antikor üretimine sebep olmaktadır. Bu nedenle alerjiye yatkınlığı olanların veya alerjik reaksiyonları olanların kakao tüketiminde ölçülü olmalarını tavsiye ederim. Kakaolu kek veya pastaları tüketirken de ölçülü olmak gerekir. Keçiboynuzunun kakao karşısındaki diğer avantajı da oksalik asit içermemesidir.
İdeal bir destekleyiciÇocukların ve yetişkinlerin ishallerinin durdurulmasında keçiboynuzu ideal bir destekleyicidir. Keçiboynuzunun içeriğindeki lignin ve pectin miktarları öylesine ilginç bir dengeyle kuruludur ki, mesleği gereği veya çalışma ortamlarından dolayı ağır metal ya da radyoaktif madde alımına maruz kalanlara veya ağır sanayi bölgesinde yaşayanlara keçiboynuzu tüketimine önem vermelerini tavsiye ederim. Çünkü, vücuttan ağır metallerin atılmasında oldukça etkilidir.Ayrıca, alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Alerjik nefes darlığı çeken birçok insan tanıdım, bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyorlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını söylediler. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) kürünü uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa ve sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Keçiboynuzu aynı zamanda hareketli sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür.
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1: Genel nefes darlığı, alerjik nefes darlığı ve soğuk alerjisi durumunda.Orta büyüklükteki keçiboynuzundan 6-7 tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (3-4 cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içine atınız. Hafif ateşte 7-8 dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz. Buzdolabında en fazla üç gün bekletebilirsiniz.Her gün sabah kahvaltı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden 20 gün uygulayınız. Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara vermeden 15 gün devam ediniz. Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız, sabah kahvaltınız arasında ve akşam yemeğinden önce birer çay bardağı içiniz. Keçiboynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda ayrıca bal tüketmeyiniz.
Dikkat: 5 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda nefes darlığı veya alerjiye bağlı nefes darlığı söz konusu ise, bu taktirde uygulama 1’ e göre sadece bir çay bardağı sabah kahvaltısı arasında içilecektir. Akşam yemeklerinde içilmeyecektir
Kür 2: Erkeklerde iktidarsızlığa karşı, hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı etkisi var.Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karnına, diğer yarısını da akşam yatmadan önce içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatmadan önce bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Sakinleştirici etkisiyle Kantaron



Sakinleştirici etkisiyle Kantaron

Değerli okuyucu, bugün sizlere ülkemizde de yetişen Kantaron bitkisinden bahsetmek istiyorum. Altın sarısına benzeyen çiçeklerinden dolayı ona sarı Kantaron da denilmektedir. Bu bitkiyi hemen hemen her ülkede bulmak mümkündür. Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve ABD’de yetişen bir bitkidir. Ülkemizde, yöreden yöreye değişen isimleri var, Mayasıl otu, Kılıç otu, Binbirdelik otu gibi... Osmanlının otacı kültüründe de yerini almış bir bitkidir.Geleneksel tıp, bu bitkiyi antidepresan olarak kullanmaktadır. Hafif ve orta şiddetteki depresyon tedavisinde önermektedir. Almanya’da bir yılda en az iki milyon kez reçete edilmektedir. Doğal haliyle yaprak, sap ve çiçekleri ile beraber de kullanılabilir. Avrupa’da eczanelerde doğal haliyle de satılmaktadır. Kantaron bitkisinin ana etkin maddesi hypericin, onun Latince adından kaynaklanır. Antidepresan etkisi hypericinin dışında yapraklarında zengin olarak bulunan değişik flanovidlerden ve sadece çiçeklerinde bulunan trollixanthin maddesinden kaynaklanır. Ayrıca, bitkinin yaprak, sap ve çiçeklerinde bulunan hyperforin etkin maddesi sedatif (sakinleştirici) etkilidir. Hekiminiz kullandığınız antidepresan ilacınızı yavaş yavaş azaltmanıza karar verdiyse ve tekrar eski depresyon hallerim tekrarlarsa endişesi çekiyorsanız, hekiminize danışarak, Kantaron bitkisinin desteğini alabilirsiniz. Avrupa’da çok sayıda hekim antidepresan ilaçları azaltırken, Kantaron bitkisinin desteğini hastalarına sunarak, tekrar başa dönme riskini veya endişesini minimuma indirmektedirler. Anti kanserojen ve anti tümoral etkiSon yıllarda yapılan araştırmalarda kantaronun içerdiği hypericin ana etkin maddesinin anti kanserojen gücüne büyük oranda ilgi artmıştır. Hiçbir bitkiyi tek başına ana etkin maddesinden dolayı ön plana çıkarmamak gerekir. Çünkü ana etkin maddenin işlevini artırıcı ve fonksiyonel kılan daha çok sayıda yardımcı ve promotor etkin maddeleri de vardır. Kantaron bitkisinin de bu anlamda özellikle bağırsak ve meme kanserlerinin yardımcı tedavisinde quercitrin, rutin, pyrogallol, lutein, phloroglucinol ve pectin gibi doğrudan ve promotor olarak fonksiyonel etkin maddeleri bulunmaktadır.âdet günlerini sancılı geçiren kadınlara bitkisel destekleyici olarak civanperçemi mükemmel bir yardımcıdır. âdet gününe bir hafta kala, civanperçeminin çayı günde bir kez içildiğinde âdete bağlı sancılar yaşanmaz. Bir haftalık küre her âdet döneminde tekrar etmek gerekir. Kantaron bitkisinin çayının bir özelliği de âdet dönemlerine bağlı sancıları ortadan kaldırabilme gücüne sahip olmasıdır. Kantaron bitkisinin bu anlamda nasıl kullanılacağı, günün küründe verilmiştir.DikkatRadyoterapi ve kemoterapi esnasında Kantaron bitkisinin kullanılmaması gerekir. Özellikle radyoterapi alan veya alacak olan hastaların Kantaron bitkisini kullanmamaları gerekir. Kemo ve radyoterapi seansları tamamlandıktan en erken bir ay sonra Kantaron bitkisinin yardımcı ve destekleyici gücünden faydalanabilirler. Işın tedavisi ve/veya kemoterapi alan hastalarda trombozit (platelet) değerleri düşüş gösterebilmektedir. Kantaron bitkisinin içeriğinde bulunan hyperosid maddesi, trombozit düşüşüne neden olabilmektedir. Kanama riski olan siroz hastalarının da Kantaron bitkisinden uzak durması gerekir.Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise mutlaka bir hekime danışınız.

GÜNÜN KÜRÜ

Sancılı geçen âdet döneminde etkili olurİki bardak (yaklaşık 300 ml) su kaynatılır. Su kaynadıktan sonra içerisine 1 tatlı kaşığı tepeleme kurutulmuş kantaron bitkisi (kökleri hariç) ilave edilir. Yaklaşık 1 dakika kısık ateşte kaynatılır ve ılımaya bırakılır. Ilıdıktan sonra süzülür. Yudum yudum sadece 1 bardak içilir. Âdet gününe bir hafta kala başlanır ve âdet başlayana kadar günde bir kez hazırlanıp içilir. En uygun içim zamanı akşam yatağa gitmeden 1 saat öncesidir. İçildiği günlerde sakin ve huzurlu bir uyku imkânı sağlar.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu. Bitkilerle gelen sağlık

Anne sütünü artırıcı kürler




Anne sütünü artırıcı kürler
Değerli okuyucu, bebeklerini emziren annelerden sık sık aldığım soruların başında, “Bebeğimi daha uzun emzirmek istiyorum, fakat sütüm azalmaya başladı, ne önerirsiniz?” sorusu geliyor. Emzirme döneminin (laktasyon) daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır. Tek bir kür yokBu konuda önerdiğim tek bir kür yoktur. Çünkü, emziren bir annenin sütünün erken azalmasının birçok nedeni olabilir. Bu durumu mutlaka öncelikle hekimleriyle görüşmelerini öneririm. Hamilelerin, bebeklerini emziren annelerin mevsiminin dışında yetişen hormonlu ve ebter tohumlu sebzeleri tüketmemelerini özellikle belirtmek isterim. Ayrıca mevsiminde olsun veya olmasın ebter tohumdan üretilen sebzelerin tüketilmemesini öneririm. Transgen (genleri ile oynanmış) tohumlardan elde edilen ve ülkemizde de görülmeye başlayan bu ürünleri, örneğin mısır, hamilelerin ve bebeklerini emziren annelerin özellikle tüketmemeleri gerekir. Önermiş olduğum kürlerin tamamı anne sütünü artırıcı etkiye sahiptir. Özellikle, incir-havuç kürü ve taze beyaz dut oldukça güçlü galactogogue (anne sütünü artırıcı) dır. Bebeklerini emziren annelere öncelikle incir-havuç kürünü uygulamalarını öneririm.
Taze beyaz üzümDereotuİncir (taze veya kurutulmuş)İncir-havuçTaze beyaz dutHaşlanmış taze beyaz dut kurusu kürleridir. Yukarıda isimlerini yazmış olduğum kürlerin hazırlanma ve kullanma şekillerini vermiş bulunuyorum. Aynı anda yukarıda belirtmiş olduğum kürleri birden fazla kürün uygulanmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim. Bunların dışında diğer yardımcı kürler ise,AnasonKerevizTaze kereviz yapraklarıBal kabağıÇilekKıvırcık salataSumakRezene çayıTere
GÜNÜN KÜRÜ
Kür 1 : Günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketmek anne sütünü artırıcı etki yapar.
Kür 2 : Sabah akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu sütünüzün artmasını sağlayacaktır.
Kür 3: Anne sütünü artırmak için haşlanmış kuru incir suyu da içilebilir. Sekiz- dokuz adet kuru inciri yarım litre suda haşlayınız. İkiye böldüğünüz suyu sabah-akşam olmak üzere günde iki kere tüketiniz.
Not: Bu kürler aynı anda uygulanmaz. Uygulama süresi bir haftadır. Bir haftanın sonunda uygulama bırakılır. Bir hafta uyguladığınız herhangi bir kürden sonra tekrarlama ihtiyacı duyarsanız bu defa başka bir kürü uygulamanızda bir sakınca yoktur. Örneğin, bir hafta taze beyaz üzüm kürü uygulayıp bıraktınız. Daha sonraki bir dönemde yine bir hafta olmak üzere dereotu veya kuru incir kürünü uygulayabilirsiniz.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkilerle gelen sağlık

Baharatın Öyküsü



Baharatın Öyküsü


Baharatlar, çiçek, yaprak veya kabukları kurutularak, dört mevsim lezzet ve şifa dağıtıyor. Bazen bir çiçeğin, bazen dev bir ağaç kabuğunun, bazen de bir orkide soğanının adı olan baharatlar, insanoğlunun çok eskilerden beri değişik amaçlarla kullandığı bitkilerdir. Baharatın ilk kullanıldığı yer olarak, Uzak Doğu kabul edilir. Avrupa'da ilk tanınan baharatlar ise, Hint Karabiberidir. O yıllarda, birşeyin pahalı olduğunu ifade etmek için, "Karabiber gibi pahalı" denildiği de kayıtlarda yer almaktadır. Avrupalı'larca yağ ve merhem yapımında kullanılan tarçın, Hindistan ve Seylan gibi ülkelerden, kervanlarla İskenderiye'ye kadar getiriliyordu. Öyle ki, bir zamanlar tarçının, Arabistan'da yetiştirildiği zannediliyordu. İlk çağdan beri Çin ve Hindistan'da kullanılan zencefilin, Hindistan'dan geldiğini bilmeyen Dioskorides ve Plinius'a göre, bu baharat Yunanlılar'a Persliler tarafından tanıtıldı. Zencefil, Romalı'ların besin maddelerinde büyük rol oynamıştı. Zencefilin Ortaçağ Avrupası'nda kullanımı, karabiber kadar yaygındı ve onun gibi pahalıydı. İlaç ve boya olarak kullanılan, Keşmir, İran ve Frigya'dan gelen safran, Romalılar tarafından biliniyor ve kullanılıyordu. Baharatın Bizans İmparatorluğu yoluyla Avrupa'ya geçmesi, 9. yüzyıldan itibaren engellendi. Ama çok miktarda tüketilen etin muhafazası için, baharata duyulan ihtiyaç ve onun güzel tadı, zengin sınıflarına baharatı unutturamadı. Baharatın yıldızı Avrupa'da yeniden parladı ve safran, Fransa ile İtalya'da ekilmeye başladı. Doğu Akdeniz limanları (İskenderiye) Avrupalı tüccarlara yeniden açılınca, Venedikli'ler Avrupa piyasasında hemen hemen bir tekel kurdular. Orta çağın sonunda, Avrupa'da baharat tutkusu, aşırı derecede çoğalmıştı. Şatafatlı ziyafetlerde baharatlı yemekler yapmak modaydı. Alabildiğine zenginleşmiş olan baharat tüccarları, Floransa'da bu işi sanat haline getirdiler ve 19. yüzyılın başında 288 çeşit baharat sattılar. Venedik'in tekelinden kurtulmak için baharat sağlamaya çalışmak, büyük coğrafi keşiflerin önemli sebeplerinden biri oldu. 16. ve 17. yüzyıllarda, Portekiz, İspanya, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi sömürgeci ülkeler, baharat ticaretinde sıkı bir yarışa girdiler. İbni Sina'nın bahsettiği, Hindistanceveze ve Meksike vanilyası, 16. yüzyılın başında Avrupa'ya geldi. Atlantik limanlarına büyük miktarda gelen baharatlara, sayısız iyileştirici nitelikler atfediliyordu. 1560 yılına kadar, baharatın fiyatı Lizbon'da sürekli bir artış gösterdi. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca da, baharat sürekli değeri artan bir ürün oldu. Baharat yetiştiren yerlerin artması ve de yemek zevkinin değişmesi, 19. yüzyılın başlarında baharatın ticari önemini biraz olsun azalttı. Baharat Anadolu'ya Afrika ülkelerinden yine kervanlarla getiriliyordu. Develerle güney illerimize gelen baharatlar, daha sonra oradan diğer illere ve İstanbul'a gönderiliyordu. Baharat çeşitlerinin Uzakdoğu'da da yetiştirilmeye başlamasıyla, buradan denizyoluyla İskenderun'a getirildi. Hem getirilmesinin zor olması, hem de ekonomik olmaması sebebiyle, zamanla birçok baharat da yurdumuz topraklarında yetiştirilmeye başladı. Fakat, Karabiber, Hindistancevizi gibi, iklim şartlarının müsait olmaması sebebiyle yetiştirilemeyen 5-6 çeşit halihazırda ülkemize başka yerlerden getiriliyor. Baharatı günümüzde en çok Hintli'ler kullanıyor. Bunun yanısıra, Avrupa ve Amerika'da da baharat kullanımı çok yaygın. Bilhassa italyan ve Fransız mutfaklarında baharatın büyük bir önemi var. Türkiye de, en çok baharat kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Güneydoğu illerimizde, acı biber tüketimi bir hayli fazla.